BASINDA ÇAĞATAY C.ÖZTÜRK
 
 
AKŞAM GAZETESİ - 14.01.2007

Çağlar boyu insanoğlu gençlik pınarlarını aradı, zamanı durdurma, zaman içinde yolculuk hayalleri kurdu öykülerde. Hepsinin temelinde de ölümsüz olma arzusu yatıyordu. Ünlü olmak ise, ölümsüzlüğü yakalamanın tek yolu. Irene Cara'nın söylediği 'Fame' (Şöhret) şarkısında olduğu gibi; sonsuza kadar yaşamak istiyorum! Bunun tek yolunun şöhretten geçtiğini bilenler, anlayanlar bir defa elde ettikleri ünden kolay kolay vazgeçemiyorlar. Parlayan bir yıldız, star olduktan sonra da şöhret bağımlısı haline geliyorlar. Sonuç; her gün televizyon kanallarında, gazetelerin dergilerin sayfalarında aynı yüzlerle karşılaşıyoruz.

Psikiyatri eğitimini Londra Middlesex Üniversitesi'nde, yüksek lisansını Oxford Üniversitesi'nde tamamlayan halen aynı üniversitede doktora çalışmalarını yürüten psikoterapi uzmanı Çağatay C.ÖZTÜRK'ün ihtisas alanı şöhret ve şöhret terapisi. Prof. Dr. Bernard Burgoyne ve Prof. Dr. Kirsty Hall ile Hollywood, Broadway ve podyum dünyasından ünlülerin terapilerine katılan Öztürk ile şöhret sahibi kişilerin davranışları ve şöhret bağımlılığını konuşmak üzere randevulaştık. Ne var ki laf, döndü dolaştı attığı her adım 'olay' olan Hülya Avşar'a geldi. Kolay değil 'Türkiye'nin en ünlü kadını' olmak; ister istemez röportajımızın eksenine Hülya Avşar oturuverdi

Son zamanlarda yerli yabancı pek çok ünlü bir magazin ordusuyla dolaştıklarından olsa gerek, şöhretten bıkmış gibi görünüyor. Ama onlarsız da yapamıyorlar, nedir bu çelişki?

Son yıllarda sadece Türkiye'de değil, dünyada da şöhretler gazetecilere saldırıyor haklısınız. Starlar bir gecede çok iyi para kazanıyor, bir starın yaşaması gerektiği lükste yaşıyor ama bir starın ödemesi gereken bedeli ödemeye gelince, orada bir tıkanıklık yaşanıyor İşini yapmaya çalışan gazeteciler günah keçisi ilan ediliyor.

Geçtiğimiz günlerde Hülya Avşar'ın kameralar önünde bir gazeteciyle tartışması için ne düşünüyorsunuz?

Hülya Avşar'ı ister beğenin ister beğenmeyin o bir star. Bir star gibi mi yaşıyor ya da bir star gibi mi davranıyor orası tartışılır. 'Amerika'nın Madonna'sı varsa Türkiye'nin Hülya Avşar'ı var' demek kolay değil. Hülya Avşar'la tartışan gazeteci orada son derece kontrollü davrandı bence. Güçlü karakter izlenimi çizdi. Kendinden ve işinden emindi, olayı saygısızlığa götürmeden kendini savundu. Oysa Hülya Avşar'ın tavrı kontrolsüzdü. Sanatçının bir terapisti var mı bilemiyorum ama kesinlikle bir kontrol sorunu var. Tabii ben televizyonda gördüğümü söylüyorum. Gündemde olmak için bazen bilinçdışı kontrolsüz davranıyor, bazen de bilinçli olarak gündeme geliyor.

Can Dündar üç yıl önceki bir yazısında Hülya Avşar için 'Çocuk sahibi olduktan sonra hırçınlığı azaldı' diyor ama son zamanlarda Hülya Avşar attığı her adımla olay oluyor. Bu ilerleyen zamanla birlikte şöhreti kaybetme korkusu mu?

İlerleyen yaştan mı bilemiyorum, ben sadece kamera önündeki tavırlarını değerlendirebilirim; Hülya Avşar 'siz benim gerçek dünyamı biliyor musunuz?' diyebilir. Ama bizi gerçek dünyası değil, bize yansıttığı dünyası ilgilendiriyor. Hülya Avşar çok iyi bir anne olabilir ama çok iyi anne olan herkes, bir gece sahneye çıkıp 100 bin dolar para almıyor. O, 100 bin doları alıyorsa ve bu ülke ona o parayı kazandırıyorsa bu bedeli ödemek zorunda. Bir gazeteciye 'yıkıl karşımdan, kes sesini, çok konuşma' demek kontrolsüzlüktür. Bunu ilk defa yapmıyor, daha önce kızı yanındayken de yapmıştı. Hülya Avşar'ın kızını bir kutunun içinde mi okula götürüp getiriyorlar? Çocuk hiç gazetede, dergide, televizyonda görmüyor mu; arkadaşlarından duymuyor mu annesinin yaşadıklarını ki bu kadar saklıyor? Kızının yarın öbür gün bu olaylardan ne denli etkileneceğini Hülya Avşar bilse şu andaki kontrolsüzlüğünü hiçbir şekilde yapmaz. Bunun için profesyonel yardım almalı, alıyorsa da yeterli

değil demek ki.

Dünyaca ünlü yıldızların birçoğunun terapisti olduğunu biliyoruz, bizim şöhretlerimiz böyle bir yardım alıyor mu?

Mesela Gülben Ergen çok zor bir dönem atlattı ve Türk halkının zor kabulleneceği bir durumu çok iyi aştı. Atlatamayıp yok olanlar oldu. Ama Gülben Ergen danışmanları sayesinde bunu çok iyi yönetti. Tarkan'da da son dönemlerde kontrol sorunu var; gazetecinin birine 'çok konuşuyorsun' gibi bir laf etti. Temel nokta, 'normal bir insan biriyle tartıştığında haber olmaz ama ünlü biri Avşar tartıştığında haber olur' gerçeğidir.

Son yıllarda şöhretlerin terapiye bir yatkınlıkları var ama sadece kriz yaşadıklarında gitmeleri yeterli değil. Terapi ruhunuzdaki kasları güçlendiriyor. Bana gelenlerden biliyorum, çok ünlü isimlerin bazıları önemli sorun yaşadıklarında geliyor, sonra bir daha gelmiyor. Terapi bir yaşam biçimi ve terapiye giden insanlar deli ya da ruhsal bozukluğu olan insan demek değil.

Size göre şöhreti en iyi yönlendiren ve taşıyan ünlüler kim?

Öncelikle şöhreti sindirmek gerekiyor. Türkiye'de çizgisini beğendiğim Yıldız Kenter var. Yıldız Kenter 'bir star nasıl olunur'a en iyi örnek. Sezen Aksu da öyle, kendine ait bir duruşu var. O bir ozan, onu hiçbir gazeteciyle ağız münakaşası yaparken görmemişsinizdir. Starın duruşunu iyi dengeleyebilmesi gerekiyor. Bunu dengelediğiniz zaman gökyüzündeki parlak yıldızlar gibi olursunuz, yokluğunuz fark edilir.

MASKEYLE GEZİYORLAR

Anlattıklarınızdan şöhretin bir süre sonra, insan psikolojisinde bozukluk yarattığını anlıyoruz. Sürekli şöhreti düşünerek yaşamak rahatsızlık verici mi?

Öncelikle bir çelişki yaşanıyor. Sanatçı özgürlüğüne düşkün ve şahsına münhasır bir kişidir. Şöhret olmuş insanlara şöyle bir baktığınızda çelişki içindeler. Ünlüler toplum önünde bir maskeyle geziyor. Birçok ünlü isim gerçek yaşamdaki kimlikleriyle kameraların önünde olsa patır patır dökülür. Bu farkında olmadan kişinin ruhsal dünyasında ciddi anlamda bir kopukluk yaratıyor. Hem o maskeyi kontrol etmek hem de günlük yaşamdaki kişiyi kontrol etmek zor.

Bu çelişkili durum onların verimliliğini etkilemiyor mu?

Bir sanatçı özgür olsa, o korku ve kaygıdan uzak yaşasa verimliliği artar. Çoğunda kimlik bölünmeleri var; evde bir başka kimlik dışarıda bir başka kimlik. O kaygıyla yaşıyorlar. Çoğunun kabuslarında reyting raporları var mesela. Ününü kaybetme korkusuyla yaşarsa, o ünü kaybetmeme çabasıyla bir anlamda kendi üretkenliğini ve motivasyonunu kısırlaştırmış oluyor. Hülya Avşar enerjisini doğru yerlere harcasa, çok daha iyi işler yapar. Sanki onun işi magazin gündemi yaratmak. O, gazetecilerin işini kolaylaştırıyor.

Şöhret nasıl bir şey ki bu kadar kaygı veriyor, nedir şöhretlerin vazgeçemediği?

Şöhret eşittir ilgi. Şöhretlerini kaybetmek değil onların korkusu, ilginin yok olması. Bu endişe onları ruhsal sorunlara itiyor. Bunun nedeni o bireylerin kendilerini toplumda ifade ediş biçimleri. Şöhreti üzerimize bir ceket gibi giyersek, günün birinde o şöhret yok olduğunda kendimizi çıplak hissederiz. Oysa şöhretin üzerine oturup, onu altımızda bir örtü yaparsak canımız istediğinde, kendimiz kalkar gideriz. Bugün niye dünyada jübileler var Şöhrete terapiyle bilinçli yaklaşırsanız, şöhreti sindirirseniz üretkenliğiniz artar. Yarışmalara katılan sabun köpüğü şöhretler var ki bunlar ne yazık ki medyanın oyuncakları.

DEFOLARI DÜZELTMELİ

Pek çok ünlü gazetecilerle dolaşmaktan şikayetçi, ama bir gün gelir de onlar hakkında bir satır yazı yazılmasa ne olur?

Depresyona girerler. Bu çiçeği sulamamak gibi bir şey. Yani tıbbi müdahale gerektirir. Bugün çok fazla takip edildiklerinde gazetecileri kapılarından kovacaklarına günün birinde gazetecileri çağırdıklarında gelmeyecekleri günlerin hazırlıklarını yapmaya başlamalılar. Çünkü eski şöhretler bunu yaşıyor ve depresyona giriyor. Her şeyin bir miadı var. Bu ülkede bir Hülya Avşar gerçeği var ama defolu kısımlarının düzeltilmesi gerekiyor.

Biraz önce 'Starlar, star gibi yaşıyor, star gibi para kazanıyor ama bedelini ödemek istemiyorlar' dediniz, neden ödemek istemiyorlar?

Aslında ödemek istememek de değil. Bu isimler yaptıklarını isteyerek yapmıyor. Hülya Avşar eminim ki pişmandır; yaptığı hareketten de, Tanju Çolak olayına değinmekten de... Ama 24 saat gazeteci ordusuyla dolaşırsanız mutlaka bir açık verirsiniz. Orada bir maske söz konusu ve o maske bir yerde düşüyor ve altındaki çıkıyor ortaya. Hülya Avşar çok zeki bir kadın ama akıllı değil. Dünyada star olmuş isimlere bakın hem akıllıdır hem de zeki. Akıl, strateji gerektirir ve o nedenle takılıyor. Yoksa bilinçli olarak 'şöhretin bedelini ödemeyeyim, saldırayım' demiyorlar. Bugün Hülya Avşar bu sorunu artıya bile çevirebilir, çıkar özür diler; 'Kontrolsüzlük yaptım ama biz de insanız' dese artıya geçer. Türk halkı o kadar bağışlayıcı ki...

Hülya Avşar bazen 'bir kadın üç maymunu oynamalı' deyip feministleri kızdırıyor bazen de çok ukala davranabiliyor. Kendiyle de çelişkiye düşüyor...

Ataerkil aileden gelen kadınlar, zamanında babalarının karşısında söz sahibi olmadıkları için belli bir konuma geldiklerinde, maddi ve manevi güçleri olduğunda karşıt tepki verebiliyorlar. Hülya Avşar daha demokratik bir aileden gelseydi, böyle bir ispat arayışına girmezdi. Hülya Avşar'ın röportajlarında tekrar ettiği bir söylemi var ki çok dikkatimi çekiyor, 'Haddini bilmeyene haddini bildireceksin' der. Çünkü zamanında Hülya Avşar'a büyük ihtimalle çok haddini bildirmişler ve onun getirdiği eziklik, bunları yaptırıyor. Hülya Avşar nasıl bir aileden geldi bilemiyorum ama onun gibi dominant babaya sahip kadınlar, genelde kendi idaresine girecek eşleri seçer. Kaya Çilingiroğlu'nu da suçluyorlar niye bu kadar çapkın diye. Aslında o da evde kuramadığı otoriteyi dışarıda başka kadınların üzerinde kuruyor. Onun da psikolojik nedeni bu. O da istemez her gün başka bir kadınla görünmeyi. Belki bundan önceki ilişkileri düzenliydi bilemiyorum. Hülya Avşar'ın bundan sonraki ilişkilerinde seçeceği erkek tipi yine onun bir şekilde hükmedebileceği bir erkek olacaktır. Öyle bir şey ki bu şöhret psikolojisi, her yerde her odada star olmak isterler.

Ekrandan görülen o ki, boşanma travmasını atlatamadı

Hülya Avşar'ın boşanma travmasını atlattığını düşünüyor musunuz?

Hayır. Hülya Avşar'ın özel yaşamında neler yaşadığını bilemeyiz ama ekranda görülen, her ikisi de birbirini seviyor ama bir arada yapamıyorlar. Bunun nedeni de her ikisinin geldikleri yerlerin çok farklı olması. Uzun ilişkilerde bireylerin birbirlerine uygunlukları, geldikleri sosyo-ekonomik yapı çok önemli. Ancak aynı yapıdan gelmeseler de asgari müşterekte anlaşabilirler. Ama burada asgari müşterek yoksa taraflardan biri poposunun üzerine oturur. Travmayı da kontrolsüzlüğü de istemeden yaşıyorsunuz. Birçok şöhret fiziklerine gösterdikleri özeni ruhlarına göstermiş olsalar bugün çok rahat yönetirler şöhretlerini.

Yani, Hülya Avşar şöhretini iyi yönetemiyor mu?

Hülya Avşar kuyruğunu dik tutmaya çalışıyor ama bu bir suni duruş ve bu duruş günün birinde patlak vermeye mahkum. Artık yavaş yavaş patlak veriyor, gazeteciyle kavgası da bunun bir göstergesi. Bu olay onun için uyandırma servisi olmuştur. Eğer uyandırma servisi değilse daha da açıklar verecektir. Hülya Avşar o kadar güzel bir konumdaki o konumunu doğru yönlendirse kendini daha entelektüel ve daha düzgün yansıtabilir.

Akşam
AYSUN ÖZ KAŞİ (14 ocak 2007 - Pazar)

     
 
Tasarım : Genç Web Tasarım
Copyright © 2007 - <%=year(date)%> cagatayozturk.net